ÖNEMLİ OKUYUN!
İnternet Explorer sayfanız kilitlenmiş olabilir? hiçbir siteye giremiyor
olabilirsiniz.
Bundan kurtulmak için size yardım olma amaçlı 8KB'lik bir program yaptık.
Tıklayın
indikten sonra açın internet exploreriniz eski haline gelecektir.
Umarım yardımcı olabilmişizdir.
Eğer sorun yine hallolmadıysa buradan yazın, size yardımcı
olmaya calısalım.
Bir teşekkürü çok görmeyin tıklayın, yorum yapın bu konu için.
6 Aralık 2009 Pazar
Lütfen dikkatlice okuyunuz!
18 Eylül 2009 Cuma
Yosunlara Karşı Ultrasonik Dalgalar......
Yosunlara Karşı Ultrasonik Dalgalar
Göl ve denizlerde bazen 'kırmızı akıntılar' (red tides) olarak da isimlendirilen yosunlarla karşılaşılır. Bu yosunlar, nörotoksin üreterek gıda zincirine; çok fazla oksijen tüketerek de bölge ekolojisine zarar verir. Böyle bir yosun istilâsına karşı en emniyetli yol, genellikle istilânın kendiliğinden geçmesini beklemektir ki, bu da yosunların getirdiği zararların peşinen kabul edilmesi mânâsına gelmektedir. Zîrâ bu yosunlarla mücadele için geliştirilmiş herhangi bir metot bugüne kadar bilinmiyordu.
İngiltere'de, Hull Üniversitesi'nde bir grup araştırmacı sözkonusu tehlikeyi ultrasonik dalgalarla engellemeye çalışıyor. Çalışmanın yöneticisi M. Postema, bu mücadele şeklinin bilindiğini ancak neticelerin çok karmaşık olması sebebiyle mekanizmanın anlaşılamadığını belirterek, çalışmalarının başarısını ifade ediyor. Postema'ya göre yosunlar su üstünde, alt taraflarındaki 'heterosist' olarak bilinen, nitrojen gazı kabarcıkları barındıran hücreler sayesinde duruyor. Çalışmada ultrasonik basınç ile bu hücrelerin parçalanması hedeflendi. Bu basıncın frekansı hücrenin fizikî büyüklüğüne bağlı olarak, bir rezonans meydana getirmeliydi. Bu hücreler parçalandığında, yosun su altına batacak ve güneş ışığı bulamadığı için canlılığını yitirecektir. Bu maksat ile üç farklı frekans, insana temas ettiğinde nefes problemlerine ve karaciğer kanserine sebep olan zararlı yosunlardan 'anabaena sphaerica' üzerinde denendi. Her frekansta belirli bir tesir görülse de, 1 Megaherz'lik frekans en tesirli olanı idi. Bu frekans değeri, yosundaki hedef hücrenin çapı ile bir rezonans sağlıyordu. Çalışmanın bundan sonraki bölümünde, bu dalgaların diğer su canlıları üzerinde ne tür tesirlere yol açacağı araştırılacak. Zîrâ oldukça yüksek yoğunlukta uygulanan ultrasonik dalgalar, su içinde ilerleyerek, diğer canlılara da tesir eder. Bu dalgalardan zarar görmesi istenmeyen canlılardaki heterosist hücrelerin, hedef yosunlardakiler ile farklı boyutlarda olması ve tesir görmeyecek olması netice üzerinde heyecan duyulmasına vesile oluyor.
Göl ve denizlerde bazen 'kırmızı akıntılar' (red tides) olarak da isimlendirilen yosunlarla karşılaşılır. Bu yosunlar, nörotoksin üreterek gıda zincirine; çok fazla oksijen tüketerek de bölge ekolojisine zarar verir. Böyle bir yosun istilâsına karşı en emniyetli yol, genellikle istilânın kendiliğinden geçmesini beklemektir ki, bu da yosunların getirdiği zararların peşinen kabul edilmesi mânâsına gelmektedir. Zîrâ bu yosunlarla mücadele için geliştirilmiş herhangi bir metot bugüne kadar bilinmiyordu.
İngiltere'de, Hull Üniversitesi'nde bir grup araştırmacı sözkonusu tehlikeyi ultrasonik dalgalarla engellemeye çalışıyor. Çalışmanın yöneticisi M. Postema, bu mücadele şeklinin bilindiğini ancak neticelerin çok karmaşık olması sebebiyle mekanizmanın anlaşılamadığını belirterek, çalışmalarının başarısını ifade ediyor. Postema'ya göre yosunlar su üstünde, alt taraflarındaki 'heterosist' olarak bilinen, nitrojen gazı kabarcıkları barındıran hücreler sayesinde duruyor. Çalışmada ultrasonik basınç ile bu hücrelerin parçalanması hedeflendi. Bu basıncın frekansı hücrenin fizikî büyüklüğüne bağlı olarak, bir rezonans meydana getirmeliydi. Bu hücreler parçalandığında, yosun su altına batacak ve güneş ışığı bulamadığı için canlılığını yitirecektir. Bu maksat ile üç farklı frekans, insana temas ettiğinde nefes problemlerine ve karaciğer kanserine sebep olan zararlı yosunlardan 'anabaena sphaerica' üzerinde denendi. Her frekansta belirli bir tesir görülse de, 1 Megaherz'lik frekans en tesirli olanı idi. Bu frekans değeri, yosundaki hedef hücrenin çapı ile bir rezonans sağlıyordu. Çalışmanın bundan sonraki bölümünde, bu dalgaların diğer su canlıları üzerinde ne tür tesirlere yol açacağı araştırılacak. Zîrâ oldukça yüksek yoğunlukta uygulanan ultrasonik dalgalar, su içinde ilerleyerek, diğer canlılara da tesir eder. Bu dalgalardan zarar görmesi istenmeyen canlılardaki heterosist hücrelerin, hedef yosunlardakiler ile farklı boyutlarda olması ve tesir görmeyecek olması netice üzerinde heyecan duyulmasına vesile oluyor.
Keneyi kendi çıkardı, öldü
Kastamonu'nun Tosya ilçesinin bir köyünde 3 Haziranda bacağını kene ısıran kişi, Ankara'da tedavi gördüğü hastanede öldü.
Alınan bilgiye göre, R.Y, ormanlık alanda dolaşırken bacağını ısıran keneyi çıkardı.
Hiçbir sağlık kuruluşuna başvurmayan R.Y'nin 4 gün sonra ateşi yükseldi.
R.Y, Tosya Devlet Hastanesindeki kontrollerin ardından Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı şüphesiyle Kastamonu Dr. Münif İslamoğlu Devlet Hastanesine sevk edildi.
Daha sonra Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alınan hasta, müdahaleye rağmen dün gece hayatını kaybetti.
Alınan bilgiye göre, R.Y, ormanlık alanda dolaşırken bacağını ısıran keneyi çıkardı.
Hiçbir sağlık kuruluşuna başvurmayan R.Y'nin 4 gün sonra ateşi yükseldi.
R.Y, Tosya Devlet Hastanesindeki kontrollerin ardından Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı şüphesiyle Kastamonu Dr. Münif İslamoğlu Devlet Hastanesine sevk edildi.
Daha sonra Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alınan hasta, müdahaleye rağmen dün gece hayatını kaybetti.
Açık mekanlarda oturun
Yaz aylarında güneş çarpmasının yanı sıra kapalı mekanlarda da sıcak bitkinliği meydana gelebiliyor. Sıcak çarpması şikayetinin, yaz aylarında sıklıkla karşılaşılan ciddi sağlık problemlerinden biri olduğunu belirten uzmanlar, "Sıcak hava sadece dışarıda değil kapalı mekanlarda da rahatsızlıklara yol açabiliyor" uyarısında bulunuyor.
Uzm. Dr. Ahmet Özkul, sıcak çarpmaları ya da sıcak bitkinliği şikayetinin daha çok yaşlı, evinden dışarı çıkmayan kişilerle ayakkabı atölyesi, dikimevi gibi yerlerde çalışan, uzun süre sıcak ortamlarda kalan kişilerde görüldüğünü kaydetti. Bu durumun çalışan kişilerde dikkat eksikliğine yol açtığını anlatan Özkul, "Yaşanan dikkat eksikliği nedeniyle iş kazaları meydana gelebiliyor. Örneğin, bize makineye elini kaptırmış bir işçi getirildiğinde, kaldığı ortamı araştırdığımızda havasız bir ortamda çalıştığını ve bunun dikkatini dağıttığını tespit ediyoruz. Trafik kazası, darp ya da iş kazasından yaz aylarında gelen kişilerin, nasıl ortamlarda kaldıklarını sorduğumuzda genelde kapalı ve havasız mekanlarda olduklarını tespit ediyoruz. Bu çok ciddi iş kazaları ve trafik kazalarına ya da çeşitli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Sıcak bitkinliği, tencerenin içindeki haşlanmış sebze gibi bir durumu ortaya koyuyor. Yani insanlar 'buğulama' gibi olabiliyor. Bu tür ortamlar, ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Yaşlı, yatalak ve çocuklarda, kalp krizi, beyin kanaması, tansiyon sorunu, şeker hastalarında bayılma, böbrek hastalarında ciddi sıvı ve tuz kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle kapalı ortamların
Uzm. Dr. Ahmet Özkul, sıcak çarpmaları ya da sıcak bitkinliği şikayetinin daha çok yaşlı, evinden dışarı çıkmayan kişilerle ayakkabı atölyesi, dikimevi gibi yerlerde çalışan, uzun süre sıcak ortamlarda kalan kişilerde görüldüğünü kaydetti. Bu durumun çalışan kişilerde dikkat eksikliğine yol açtığını anlatan Özkul, "Yaşanan dikkat eksikliği nedeniyle iş kazaları meydana gelebiliyor. Örneğin, bize makineye elini kaptırmış bir işçi getirildiğinde, kaldığı ortamı araştırdığımızda havasız bir ortamda çalıştığını ve bunun dikkatini dağıttığını tespit ediyoruz. Trafik kazası, darp ya da iş kazasından yaz aylarında gelen kişilerin, nasıl ortamlarda kaldıklarını sorduğumuzda genelde kapalı ve havasız mekanlarda olduklarını tespit ediyoruz. Bu çok ciddi iş kazaları ve trafik kazalarına ya da çeşitli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Sıcak bitkinliği, tencerenin içindeki haşlanmış sebze gibi bir durumu ortaya koyuyor. Yani insanlar 'buğulama' gibi olabiliyor. Bu tür ortamlar, ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Yaşlı, yatalak ve çocuklarda, kalp krizi, beyin kanaması, tansiyon sorunu, şeker hastalarında bayılma, böbrek hastalarında ciddi sıvı ve tuz kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle kapalı ortamların
Yazın çocuklar nasıl beslenmeli?
Havaların ısınmasıyla birlikte çocukların beslenmesinde de dikkat edilmesi gereken noktalar bulunuyor. Terlemeyle vücutta fazla su kaybının meydana gelmesi sonucu, bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri baş gösterebilir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz yaz aylarında çocukların nasıl beslenmesi gerektiği hakkında bilgi verdi:
Bebekler ve Çocuklar Sıvı Kaybını İfade Edemeyebilir!
Bebekler ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyebilecekleri için anne- babaların çok dikkatli olması gerekir. Bu sebeple sıcaklıkların aşırı arttığı günlerde sıvı alımı desteklenmelidir. Terleme ile artan sıvı ihtiyacını karşılamak için anne sütü, su, süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çayları tercih edilmelidir.
Yazın da Dengeli ve Yeterli Beslenme
Günlük 3 ana öğün tüketilmesi ve öğün atlamamak önemlidir. Kahvaltı günün en önemli öğünü olup kahvaltıda şekersiz marmelatlar, az yağlı peynirler, içecek olarak süt, taze sıkılmış meyve suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmenin önemi yaz aylarında da unutulmamalıdır. Et, yumurta ve kurubaklagil, süt ve süt ürünleri, sebzeler ve meyveler, ekmek ve tahıllar olmak üzere dört besin grubunda yer alan besinlerden imkanlar çerçevesinde her öğünde tüketilmelidir. Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir.
Bebek Beslenmesine Fazladan Önem!
Yaz aylarında bebekler için hazırlanan besinlere daha fazla önem göstermeliyiz. Hazırlanan besinleri buzdolabında saklamalı, beklemiş-artık besinleri kesinlikle kullanmamalıyız. Et ve süt grubu ürünlerin bozulma riski daha fazladır. Dışarıda ise açık olarak satılan besinler hijyenik bir şekilde hazırlanmadıkları ve doğru muhafaza edilmedikleri takdirde bebekler için güvenli değildir.
Bu aylarda bebekleri korumak için kapalı olarak satılan hazır kaşık ve kavanoz mamaları tercih edilebilir. Bu ürünler bebekler için besleyici, güvenli ve pratiktir.
Yemeklerdeki Suya Dikkat!
Yemeklerde kullanılan su da çok önemlidir. Su pek çok mikroorganizmanın taşıyıcısıdır. Bebekler için kapalı su kullanmalı veya musluk suları mutlaka kaynatılmalıdır. Ayrıca bebeklerin çiğ olarak tükettiği sebze ve meyveler iyi kalitede bir suyla yıkanmalıdır. Bebeklerin beslenmesinde kullanılan biberon, suluk, tabak gibi malzemelerden uygun olanları kaynatmalı, diğerleri ise beslenme sonrası hemen temizlenmeli ve iyice yıkanmalıdır. Çünkü artık gıdalarda sıcağın da etkisi ile mikroorganizmalar çok çabuk ürerler.
Gıdada Miktar Değil Kalite!
Beslenmede önemli olan nokta çocuğun ne kadar değil, ne tür gıdalar yediğidir. Özellikle iştahı az olan çocuklarda besin kalitesi yüksek gıdalar verilmeye çalışılmalı ve kesinlikle miktar için zorlama yapılmamalıdır. Miktarı çocuğun belirlemesine izin verilmelidir.
Bebekler ve Çocuklar Sıvı Kaybını İfade Edemeyebilir!
Bebekler ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyebilecekleri için anne- babaların çok dikkatli olması gerekir. Bu sebeple sıcaklıkların aşırı arttığı günlerde sıvı alımı desteklenmelidir. Terleme ile artan sıvı ihtiyacını karşılamak için anne sütü, su, süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çayları tercih edilmelidir.
Yazın da Dengeli ve Yeterli Beslenme
Günlük 3 ana öğün tüketilmesi ve öğün atlamamak önemlidir. Kahvaltı günün en önemli öğünü olup kahvaltıda şekersiz marmelatlar, az yağlı peynirler, içecek olarak süt, taze sıkılmış meyve suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmenin önemi yaz aylarında da unutulmamalıdır. Et, yumurta ve kurubaklagil, süt ve süt ürünleri, sebzeler ve meyveler, ekmek ve tahıllar olmak üzere dört besin grubunda yer alan besinlerden imkanlar çerçevesinde her öğünde tüketilmelidir. Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir.
Bebek Beslenmesine Fazladan Önem!
Yaz aylarında bebekler için hazırlanan besinlere daha fazla önem göstermeliyiz. Hazırlanan besinleri buzdolabında saklamalı, beklemiş-artık besinleri kesinlikle kullanmamalıyız. Et ve süt grubu ürünlerin bozulma riski daha fazladır. Dışarıda ise açık olarak satılan besinler hijyenik bir şekilde hazırlanmadıkları ve doğru muhafaza edilmedikleri takdirde bebekler için güvenli değildir.
Bu aylarda bebekleri korumak için kapalı olarak satılan hazır kaşık ve kavanoz mamaları tercih edilebilir. Bu ürünler bebekler için besleyici, güvenli ve pratiktir.
Yemeklerdeki Suya Dikkat!
Yemeklerde kullanılan su da çok önemlidir. Su pek çok mikroorganizmanın taşıyıcısıdır. Bebekler için kapalı su kullanmalı veya musluk suları mutlaka kaynatılmalıdır. Ayrıca bebeklerin çiğ olarak tükettiği sebze ve meyveler iyi kalitede bir suyla yıkanmalıdır. Bebeklerin beslenmesinde kullanılan biberon, suluk, tabak gibi malzemelerden uygun olanları kaynatmalı, diğerleri ise beslenme sonrası hemen temizlenmeli ve iyice yıkanmalıdır. Çünkü artık gıdalarda sıcağın da etkisi ile mikroorganizmalar çok çabuk ürerler.
Gıdada Miktar Değil Kalite!
Beslenmede önemli olan nokta çocuğun ne kadar değil, ne tür gıdalar yediğidir. Özellikle iştahı az olan çocuklarda besin kalitesi yüksek gıdalar verilmeye çalışılmalı ve kesinlikle miktar için zorlama yapılmamalıdır. Miktarı çocuğun belirlemesine izin verilmelidir.
Domuz grİbİ vakalari artiyor
ünya Sağlık Örgütü (DSÖ), domuz gribi vakalarındaki artışın sürdüğünü bildirdi.
Domuz gribinin artık küresel bir salgın haline geldiğini ilan eden DSÖ, hastalığa yakalananların sayısının 44 bin 200'ü geçtiğini kaydetti.
Çoğu Meksika ve ABD'de olmak üzere 180 kişinin de hastalıktan öldüğü belirtildi.
Bu arada Çinli yetkililer, ülkenin güneyindeki Guangdong eyaletindeki bir ilköğretim okulunun, 30 çocukta hastalığa rastlanması üzerine kapatıldığını söyledi.
Çinli yetkililer, ülkedeki toplam vakanın ise 414'ü bulduğunu açıkladı.
Öte yandan Asya-Pasifik bölgesinde de domuz gribi vakaları artmaya devam ediyor.
Yeni Zelanda'da vaka sayısı 303'ü bulurken, Singapur'da toplam sayı 142'ye ulaştı.
Güney Kore Sağlık Bakanlığı da yeni vakalarla toplam sayının 115 olduğunu bildirdi.
Vietnam Sağlık yetkilileri de vakaların sayısının 48'i bulduğunu kaydetti.
Domuz gribinin artık küresel bir salgın haline geldiğini ilan eden DSÖ, hastalığa yakalananların sayısının 44 bin 200'ü geçtiğini kaydetti.
Çoğu Meksika ve ABD'de olmak üzere 180 kişinin de hastalıktan öldüğü belirtildi.
Bu arada Çinli yetkililer, ülkenin güneyindeki Guangdong eyaletindeki bir ilköğretim okulunun, 30 çocukta hastalığa rastlanması üzerine kapatıldığını söyledi.
Çinli yetkililer, ülkedeki toplam vakanın ise 414'ü bulduğunu açıkladı.
Öte yandan Asya-Pasifik bölgesinde de domuz gribi vakaları artmaya devam ediyor.
Yeni Zelanda'da vaka sayısı 303'ü bulurken, Singapur'da toplam sayı 142'ye ulaştı.
Güney Kore Sağlık Bakanlığı da yeni vakalarla toplam sayının 115 olduğunu bildirdi.
Vietnam Sağlık yetkilileri de vakaların sayısının 48'i bulduğunu kaydetti.
Grip aşısı olmalı mı olmamalı mı?
Grip aşısı olmalı mı olmamalı mı?
Sonbahar ve grip aylarının baş belası gripten korunmanın en etkili yolu sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, yeterince istirahat etmek ve sigaradan uzak durmak gibi davranışlarla bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktan geçer. Öksüren ve hapşıran kişilerden hele de ağız ve burunlarını kapatmıyorlarsa uzak durmak ve sık sık elleri yıkamak korunmada etkili yöntemlerdir. Ancak her ne kadar korunursak korunalım grip bizi orada bulabilecek kadar bulaşıcı bir hastalıktır.
Grip günümüzde aşı ile önlenebilen bir hastalıktır. Gelişmiş ülkeler grip aşısını genellikle programlarına almış ve vatandaşlarına ücretsiz olarak sunmaktadırlar. Ülkemizde grip aşısı rutin olarak yapılmamaktadır, ancak aşı özellikle risk altındaki gruplara önerilmektedir.
Grip aşısının özellikleri
Grip aşısı inaktive (ölü) bir aşıdır ve her yıl tek doz olarak uygulanması önerilmektedir. Grip aşısının her yıl tek doz olarak uygulanmasının önerilmesinin nedeni grip virüsünün (influenza virüsü) hemen her yıl genetik yapısını değiştirmesi ve farklı bir virüs olarak ortaya çıkmasıdır. Her yılın grip aşısı içerik olarak birbirinden farklılık gösterir. 2005 yılının grip aşısı ülkemizde Eylül ayında piyasaya çıkmıştır. Grip aşısı 8 yaş altındaki çocuklara ilk kez uygulanacağı zaman bir ay ara ile iki doz olarak önerilmektedir. Takip eden senelerde tek doz aşı uygulanması yeterli olmaktadır.
8 yaşından büyük çocuklara ve erişkinlere grip aşısı ilk kez uygulanacağı zaman da dahil olmak üzere tek doz olarak önerilmektedir. 3 yaşın altındaki çocuklara grip aşısı yarım doz olarak uygulanmalıdır.
Grip aşısının etkinliği dolaşımdaki virüs tipleri ile uyuma, yaşa ve aşılanan kişinin sağlık durumuna göre değişmekle birlikte %70-90’dır. Sağlıklı erişkinlerin %90’ını hastalıktan korumaktadır. Yaşlılar ve altta yatan hastalığı olan kişilerde gribe karşı koruyuculuk oranı bir miktar azalmakla birlikte grip nedeniyle gelişebilecek komplikasyon ve ölümleri önlemekte etkindir. Yaşlılarda hastaneye yatışları %50-60, ölümleri %80 oranında azaltmaktadır. Grip aşısının uygulanması için en uygun zamanlar Eylül-Ekim-Kasım aylarıdır. Ancak salgınlar Mart-Nisan aylarına kadar devam edebildiği için hastalığı geçirmedikçe ve aşı bulunabildiği sürece Ocak-Şubat ayları ve sonrasında da aşı uygulanabilmektedir. Grip aşısından sonra kesin koruyuculuğun başlaması için en az 10-14 günlük bir süre gerekmektedir.
Grip aşısının önerildiği gruplar
1) Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler:
• 65 yaşından yaşlılar
• Şeker hastaları
• Astım hastaları
• Kronik akciğer hastaları
• Kronik kalp ve damar sistemi hastaları
• Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler
(kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları, immunsupresif ilaç kullananlar)
• Huzurevi, bakımevi vb ortamlarda yaşayanlar
2) İkincil risk grupları: 1. risk grubunda yer alanlarla yakın temasta olanlar ve;
• 50-64 yaş arası kişiler
• kronik tıbbi rahatsızlıkları bulunan huzur evi ve diğer kronik bakım kuruluşlarının tüm yaşlardaki sakinleri
• astım dahil pulmoner ve kardiyovasküler sisteme ait kronik hastalıkları bulunan erişkinler ve çocuklar
• bir önceki yılda (şeker hastalığı dahil) kronik metabolik hastalıklar, böbrek disfonksiyonu, hemoglobinopatiler, veya bağışıklık sisteminin baskılanması nedeniyle düzenli tıbbi takip veya hastaneye yatırılmaları gerekmiş olan erişkinler ve çocuklar
• Sağlık Personeli
• Yukarıda belirtilen risk grupları ile aynı ortamda yaşayanlar
• Huzurevi, bakımevi ve benzeri yerlerde çalışan personel
3) Özel gruplar:
• Hamile bayanlar (4 aylıktan itibaren)
• HIV ile enfekte kişiler
• Sık seyahat edenler
• Gribin tıbbi ve ekonomik olumsuz etkilerinden korunmak isteyen kişiler (iş adamları, üretimde çalışanlar, sporcular vb)
Grip aşısı kimlere uygulanmamalı?
Grip aşısı 6 aylıktan küçük çocuklara, hamileliğinin ilk 3 ayının içinde bulunanlara ve ciddi yumurta alerjisi olanlara uygulanmamalıdır.
Grip aşısının yan etkileri nelerdir? Grip aşısı sonrası %15-20 oranında aşı yerinde ağrı, kızarıklık, şişlik oluşabilir. Tüm vücudu etkileyen yan etkiler ise son derece nadirdir (%1’in altında) ve ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi yan etkiler (eğer görülürse) aşıdan 6-12 saat sonra başlamakta ve 1-2 gün içinde kendiliğinden geçmektedir. Her biyolojik üründe olduğu gibi grip aşısı uygulanmasından sonra da alerjik reaksiyon görülebilir.
Aşılarınızı her zaman tam teşekküllü sağlık merkezlerinde veya hekim kontrolünde uygulatmanız önerilir.. Grip aşısı +2-+8 derece arasında buzdolabında saklanmalı ve kesinlikle dondurulmamalıdır. Grip aşısı sonrası grip hastalığının görülmesi olsa olsa bir tesadüf olabilir, ancak salgın sırasında aşı yapıldığında bu tesadüf hiç de nadir değildir. Grip aşısı teknik olarak inaktive yani ölü bir virüs aşısı olduğundan vücuda virüs verilmez ve aşıya bağlı grip hastalığı oluşamaz.
Sonbahar ve grip aylarının baş belası gripten korunmanın en etkili yolu sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, yeterince istirahat etmek ve sigaradan uzak durmak gibi davranışlarla bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktan geçer. Öksüren ve hapşıran kişilerden hele de ağız ve burunlarını kapatmıyorlarsa uzak durmak ve sık sık elleri yıkamak korunmada etkili yöntemlerdir. Ancak her ne kadar korunursak korunalım grip bizi orada bulabilecek kadar bulaşıcı bir hastalıktır.
Grip günümüzde aşı ile önlenebilen bir hastalıktır. Gelişmiş ülkeler grip aşısını genellikle programlarına almış ve vatandaşlarına ücretsiz olarak sunmaktadırlar. Ülkemizde grip aşısı rutin olarak yapılmamaktadır, ancak aşı özellikle risk altındaki gruplara önerilmektedir.
Grip aşısının özellikleri
Grip aşısı inaktive (ölü) bir aşıdır ve her yıl tek doz olarak uygulanması önerilmektedir. Grip aşısının her yıl tek doz olarak uygulanmasının önerilmesinin nedeni grip virüsünün (influenza virüsü) hemen her yıl genetik yapısını değiştirmesi ve farklı bir virüs olarak ortaya çıkmasıdır. Her yılın grip aşısı içerik olarak birbirinden farklılık gösterir. 2005 yılının grip aşısı ülkemizde Eylül ayında piyasaya çıkmıştır. Grip aşısı 8 yaş altındaki çocuklara ilk kez uygulanacağı zaman bir ay ara ile iki doz olarak önerilmektedir. Takip eden senelerde tek doz aşı uygulanması yeterli olmaktadır.
8 yaşından büyük çocuklara ve erişkinlere grip aşısı ilk kez uygulanacağı zaman da dahil olmak üzere tek doz olarak önerilmektedir. 3 yaşın altındaki çocuklara grip aşısı yarım doz olarak uygulanmalıdır.
Grip aşısının etkinliği dolaşımdaki virüs tipleri ile uyuma, yaşa ve aşılanan kişinin sağlık durumuna göre değişmekle birlikte %70-90’dır. Sağlıklı erişkinlerin %90’ını hastalıktan korumaktadır. Yaşlılar ve altta yatan hastalığı olan kişilerde gribe karşı koruyuculuk oranı bir miktar azalmakla birlikte grip nedeniyle gelişebilecek komplikasyon ve ölümleri önlemekte etkindir. Yaşlılarda hastaneye yatışları %50-60, ölümleri %80 oranında azaltmaktadır. Grip aşısının uygulanması için en uygun zamanlar Eylül-Ekim-Kasım aylarıdır. Ancak salgınlar Mart-Nisan aylarına kadar devam edebildiği için hastalığı geçirmedikçe ve aşı bulunabildiği sürece Ocak-Şubat ayları ve sonrasında da aşı uygulanabilmektedir. Grip aşısından sonra kesin koruyuculuğun başlaması için en az 10-14 günlük bir süre gerekmektedir.
Grip aşısının önerildiği gruplar
1) Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler:
• 65 yaşından yaşlılar
• Şeker hastaları
• Astım hastaları
• Kronik akciğer hastaları
• Kronik kalp ve damar sistemi hastaları
• Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler
(kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları, immunsupresif ilaç kullananlar)
• Huzurevi, bakımevi vb ortamlarda yaşayanlar
2) İkincil risk grupları: 1. risk grubunda yer alanlarla yakın temasta olanlar ve;
• 50-64 yaş arası kişiler
• kronik tıbbi rahatsızlıkları bulunan huzur evi ve diğer kronik bakım kuruluşlarının tüm yaşlardaki sakinleri
• astım dahil pulmoner ve kardiyovasküler sisteme ait kronik hastalıkları bulunan erişkinler ve çocuklar
• bir önceki yılda (şeker hastalığı dahil) kronik metabolik hastalıklar, böbrek disfonksiyonu, hemoglobinopatiler, veya bağışıklık sisteminin baskılanması nedeniyle düzenli tıbbi takip veya hastaneye yatırılmaları gerekmiş olan erişkinler ve çocuklar
• Sağlık Personeli
• Yukarıda belirtilen risk grupları ile aynı ortamda yaşayanlar
• Huzurevi, bakımevi ve benzeri yerlerde çalışan personel
3) Özel gruplar:
• Hamile bayanlar (4 aylıktan itibaren)
• HIV ile enfekte kişiler
• Sık seyahat edenler
• Gribin tıbbi ve ekonomik olumsuz etkilerinden korunmak isteyen kişiler (iş adamları, üretimde çalışanlar, sporcular vb)
Grip aşısı kimlere uygulanmamalı?
Grip aşısı 6 aylıktan küçük çocuklara, hamileliğinin ilk 3 ayının içinde bulunanlara ve ciddi yumurta alerjisi olanlara uygulanmamalıdır.
Grip aşısının yan etkileri nelerdir? Grip aşısı sonrası %15-20 oranında aşı yerinde ağrı, kızarıklık, şişlik oluşabilir. Tüm vücudu etkileyen yan etkiler ise son derece nadirdir (%1’in altında) ve ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi yan etkiler (eğer görülürse) aşıdan 6-12 saat sonra başlamakta ve 1-2 gün içinde kendiliğinden geçmektedir. Her biyolojik üründe olduğu gibi grip aşısı uygulanmasından sonra da alerjik reaksiyon görülebilir.
Aşılarınızı her zaman tam teşekküllü sağlık merkezlerinde veya hekim kontrolünde uygulatmanız önerilir.. Grip aşısı +2-+8 derece arasında buzdolabında saklanmalı ve kesinlikle dondurulmamalıdır. Grip aşısı sonrası grip hastalığının görülmesi olsa olsa bir tesadüf olabilir, ancak salgın sırasında aşı yapıldığında bu tesadüf hiç de nadir değildir. Grip aşısı teknik olarak inaktive yani ölü bir virüs aşısı olduğundan vücuda virüs verilmez ve aşıya bağlı grip hastalığı oluşamaz.
Evlenmek kilo aldırıyor
Genellikle düğün telaşı nedeniyle çiftler iyice zayıflar. Düğün bitip hayat normale dönünce bol abur cubur, TV karşısında atıştırmak yeni evlilere hızla kilo aldırır.
Haziran ayı başında yayınlanan bir makalede “evlenmek kilo aldırıyor” denildi. Araştırmacılar evlenen kişilerin bekârlara oranla 2.5 ile 4 kg arasında ağırlık artışı yaşandığını bildiriyor. Tam olarak nedeni bilinmemekle birlikte, bireylerin evlendiklerinde artık kendilerine özen göstermelerine gerek kalmadığını düşünmeleri ve kilo vermeyi önemsemedikleri tahmin ediliyor. Ben bu durumun ülke kültürü ve bireylerin yaşam şekline göre değiştiğini düşünüyorum. Üstelik erkek ve kadınların farklı davranış biçimi, farklı fizyolojik yağı ve farklı duygu durumlarına sahip olduğunu da unutmamak gerek.
Önce eğlenceli gelir, ama
Bizim ülkemiz için genelde genç gelin adayları evlenmeden önce yeni ev telaşı, gelinlik provası, düğün hazırlığı, davetiyeler, ailelerin stresi, daha güzel görünmek için spor bakım ve diyetler ile hayatlarının en zayıf hali ile gelinlik giyerler. Hatta daha sonra kilo alan birçok kişi hep gelinliğini örnek verir, “ben evlendiğimde 48 kiloydum belim de sadece 59 - 60 santimetreydi” diye veya buna benzer cümleler ile övünülerek anlatılır bu anılar. Peki sonra ne olur? Genelde şöyle olur:
Gelin hanıma düğün sonrası uzak yakın birçok akraba ziyarete gelir ve o da tüm marifetlerini sergilemek üzere pasta, börek, en güzel tatlılar, en lezzetli yemeklerle misafirlerini ağırlar. Eşini hem bu arta kalan yemekler, hem de her gün yeni yeni tariflerle besler, böylece hem kendisi hem de eşin bir anda kilo alırlar. Çünkü yeni evlilerin en sevdiği hallerden birisi de evde film izlemek, televizyon karşısında bir şeyler atıştırmak, hafta sonu yeni evlerinde güzel kahvaltılar yapmak olur.
Önceleri bu durum eğlenceli gelir hatta “bak eşime ne güzel bakıyorum yüzü gözü kanlandı canlandı” bile denilir. Eğer hemen çocuk yapma isteği de varsa gelin hanım bu kiloların üzerine hamilelik kilolarını da ekleyerek, gelinlik içindeki vücudunu hayal dünyasına doğru gönderir ve fotoğraflarla avunur.
Bu senaryo biraz ev hanımı bir gelin için oldu, eşlerin çalışması halinde ise kilo almanın en büyük sebebi akşam eve yorgun gelip yemek yapmaya üşenerek dışarıdan fast-food siparişi oluyor ve yine televizyon karşısı atıştırmalar ve hafta sonu arkadaş toplantıları...Tabii bunlar en kötü ama genele en uygun senaryolar oysa bu durumda olmayan birçok yeni evli çift de var.
Evlendikten sonra kilo almamak için ne yapmalı?
Burada önemli olan çiftlerin evlendikten sonra beraber kilo almaları yerine beraber sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmeleridir. Bunun için ilk önce alışveriş listesi gözden geçirilmeli, kalorisi ve yağ oranı yüksek olan ürünler eve alınmamalıdır. Onların yerine raflarda lif, vitamin, mineral içeriği yüksek aynı zamanda kalorisi düşük olan sebze ve meyvelere yer açılmalıdır.
- Süt ve süt ürünleri alırken az yağlı olanlar tercih edilmelidir.
- Ekmek tercihi yapılırken beyaz ekmek yerine, tam tahıllı ürünler seçilmelidir.
- Şarküteri ürünlerinden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
- Yoğun geçen iş hayatı, eğer her iki taraf da çalışıyorsa akşam eve gelip yemek yapmayı zorlaştırır, hatta bir süre sonra yemek yapmak büyük bir yük haline gelir. Bireyler dışarıda yemek yemeyi daha pratik bir çözüm olarak görüldüğü için fast- food restaurantları tercih eder. Ancak evde beraber yapılan yemeklerin hem daha sağlıklı hem de daha eğlenceli olacağı unutulmamalıdır.
- Hafta sonu kahvaltıları keyiflidir, ama hafta sonu yürüyüşleri de beraber zaman geçirmek için iyi olur.
- Bol yağ ve kalori içeren yemekler yerine daha hafif ve az yağlı yemekler pişirilmeye çalışılmalıdır.
- Yöntem olarak ızgara, buğulama, haşlama veya düşük kalorili soslarla fırında pişirme tercih edilmelidir. Et, tavuk veya balığı kızartmak ve derisi ile tüketme alışkanlığına son verilmelidir.
- Sebze yemeği yapmak zor geliyorsa, sebzeleri haşlamak ya da ızgara yapmak yöntemleri denenmelidir.
- Salatalara daha lezzetli olması için eklenen yağın her 1 tatlı kaşığının 45 kalori olduğu unutulmamalıdır.
- Hazır satılan salata sosları yerine evde küçük bir kâsede, iki kişilik salata için 1 yemek kaşığı zeytinyağı yağ, 1 limon, 1 yemek kaşığı sirke, 1 yemek kaşığı nar ekşisi, az tuz, kuru nane ve kekiği çırpıp daha düşük kalorili soslar yaratılabilir.
- Her iki taraf da patates tüketmeyi çok seviyorsa kızartma yerine
Haziran ayı başında yayınlanan bir makalede “evlenmek kilo aldırıyor” denildi. Araştırmacılar evlenen kişilerin bekârlara oranla 2.5 ile 4 kg arasında ağırlık artışı yaşandığını bildiriyor. Tam olarak nedeni bilinmemekle birlikte, bireylerin evlendiklerinde artık kendilerine özen göstermelerine gerek kalmadığını düşünmeleri ve kilo vermeyi önemsemedikleri tahmin ediliyor. Ben bu durumun ülke kültürü ve bireylerin yaşam şekline göre değiştiğini düşünüyorum. Üstelik erkek ve kadınların farklı davranış biçimi, farklı fizyolojik yağı ve farklı duygu durumlarına sahip olduğunu da unutmamak gerek.
Önce eğlenceli gelir, ama
Bizim ülkemiz için genelde genç gelin adayları evlenmeden önce yeni ev telaşı, gelinlik provası, düğün hazırlığı, davetiyeler, ailelerin stresi, daha güzel görünmek için spor bakım ve diyetler ile hayatlarının en zayıf hali ile gelinlik giyerler. Hatta daha sonra kilo alan birçok kişi hep gelinliğini örnek verir, “ben evlendiğimde 48 kiloydum belim de sadece 59 - 60 santimetreydi” diye veya buna benzer cümleler ile övünülerek anlatılır bu anılar. Peki sonra ne olur? Genelde şöyle olur:
Gelin hanıma düğün sonrası uzak yakın birçok akraba ziyarete gelir ve o da tüm marifetlerini sergilemek üzere pasta, börek, en güzel tatlılar, en lezzetli yemeklerle misafirlerini ağırlar. Eşini hem bu arta kalan yemekler, hem de her gün yeni yeni tariflerle besler, böylece hem kendisi hem de eşin bir anda kilo alırlar. Çünkü yeni evlilerin en sevdiği hallerden birisi de evde film izlemek, televizyon karşısında bir şeyler atıştırmak, hafta sonu yeni evlerinde güzel kahvaltılar yapmak olur.
Önceleri bu durum eğlenceli gelir hatta “bak eşime ne güzel bakıyorum yüzü gözü kanlandı canlandı” bile denilir. Eğer hemen çocuk yapma isteği de varsa gelin hanım bu kiloların üzerine hamilelik kilolarını da ekleyerek, gelinlik içindeki vücudunu hayal dünyasına doğru gönderir ve fotoğraflarla avunur.
Bu senaryo biraz ev hanımı bir gelin için oldu, eşlerin çalışması halinde ise kilo almanın en büyük sebebi akşam eve yorgun gelip yemek yapmaya üşenerek dışarıdan fast-food siparişi oluyor ve yine televizyon karşısı atıştırmalar ve hafta sonu arkadaş toplantıları...Tabii bunlar en kötü ama genele en uygun senaryolar oysa bu durumda olmayan birçok yeni evli çift de var.
Evlendikten sonra kilo almamak için ne yapmalı?
Burada önemli olan çiftlerin evlendikten sonra beraber kilo almaları yerine beraber sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmeleridir. Bunun için ilk önce alışveriş listesi gözden geçirilmeli, kalorisi ve yağ oranı yüksek olan ürünler eve alınmamalıdır. Onların yerine raflarda lif, vitamin, mineral içeriği yüksek aynı zamanda kalorisi düşük olan sebze ve meyvelere yer açılmalıdır.
- Süt ve süt ürünleri alırken az yağlı olanlar tercih edilmelidir.
- Ekmek tercihi yapılırken beyaz ekmek yerine, tam tahıllı ürünler seçilmelidir.
- Şarküteri ürünlerinden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
- Yoğun geçen iş hayatı, eğer her iki taraf da çalışıyorsa akşam eve gelip yemek yapmayı zorlaştırır, hatta bir süre sonra yemek yapmak büyük bir yük haline gelir. Bireyler dışarıda yemek yemeyi daha pratik bir çözüm olarak görüldüğü için fast- food restaurantları tercih eder. Ancak evde beraber yapılan yemeklerin hem daha sağlıklı hem de daha eğlenceli olacağı unutulmamalıdır.
- Hafta sonu kahvaltıları keyiflidir, ama hafta sonu yürüyüşleri de beraber zaman geçirmek için iyi olur.
- Bol yağ ve kalori içeren yemekler yerine daha hafif ve az yağlı yemekler pişirilmeye çalışılmalıdır.
- Yöntem olarak ızgara, buğulama, haşlama veya düşük kalorili soslarla fırında pişirme tercih edilmelidir. Et, tavuk veya balığı kızartmak ve derisi ile tüketme alışkanlığına son verilmelidir.
- Sebze yemeği yapmak zor geliyorsa, sebzeleri haşlamak ya da ızgara yapmak yöntemleri denenmelidir.
- Salatalara daha lezzetli olması için eklenen yağın her 1 tatlı kaşığının 45 kalori olduğu unutulmamalıdır.
- Hazır satılan salata sosları yerine evde küçük bir kâsede, iki kişilik salata için 1 yemek kaşığı zeytinyağı yağ, 1 limon, 1 yemek kaşığı sirke, 1 yemek kaşığı nar ekşisi, az tuz, kuru nane ve kekiği çırpıp daha düşük kalorili soslar yaratılabilir.
- Her iki taraf da patates tüketmeyi çok seviyorsa kızartma yerine
Havuz keyfi kabusa dönüşmesin
Havuza ve denize girilen yaz aylarında kulak sağlığına daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini söyleyen KBB Uzmanı Dr. Akın Erkan uyarıyor: Özellikle kirli havuzlar dış kulak yolu iltihabına yani ‘yüzücü kulağı’na neden olabiliyor. Bunu önlemek için tatile gitmeden önce bir Kulak Burun Boğaz uzmanına muayene olup, kulak bakımı yaptırın
Yaz aylarında havuz ve deniz döneminin başlamasıyla artış gösteren dış kulak yolu enfeksiyonları tatilin tadını kaçırabilir! Özellikle yeterince temiz olmayan havuz sularının neden olduğu dış kulak iltihabı yani ‘yüzücü kulağı’, son derece ağrılı şikayetlere neden olabiliyor.
Peki ama tatil ve eğlencenin yerini bir anda çok sancılı kulak ağrılarına devreden dış kulak yolu iltihaplarına karşı nasıl önlem alınmalı? Op. Dr. Akın Erkan, ‘yüzücü kulağı’ndan korunmanın yolları ve kulak sağlığımız için nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda bilgiler verdi:
Yaz aylarında havuza ve denize girerken en sık hangi sorunlar ortaya çıkıyor?
Kulağa su kaçması ile ortaya bazı sorunlar çıkabilir. Dış kulak yolunda bulunan ve serumen denen salgı, soyulan kulak derisi ve dökülen kulak kılları ile birlikte 'buşon' denen sert bir tıkaç oluşturur. Bu tıkaç suyu emerek sünger gibi şişer ve kişinin kulağının aniden tıkanmasına sebep olur. Böyle bir sorunu önlemek için tatile gitmeden önce bir Kulak Burun Boğaz uzmanına muayene olup, kulak bakımı yaptırılmalıdır.
KULAĞINIZI NEMLİ BIRAKMAYIN, ŞAMPUANLA YIKAMAYIN
Kulağa su kaçırmak sakıncalı mıdır? Kulakları yıkatmak veya pamuklu kulak çubuklarını kullanmanın zararı var mı?
Bu soruya cevap vermeden önce kulakla ilgili bilinmesi gereken şu noktalara dikkat edilmeli: Dış kulak yolunun ortamı hafif asidiktir. Bu asit ortam, bakteriler ve mantarlar gibi zararlı mikroplara karşı koruyucu bir bariyer oluşturuyor. Kulakta bulunan salgı bezleri tarafından üretilen serumen örtüsü de aslında kulak için yararlıdır. Bazen duymayı ve kulağın hava almasını engelleyecek şekilde fazla miktarda biriken serumen buşon hekim tarafından temizlenebilir ve hiçbir sakıncası yoktur. Sanıldığının aksine bu işlem kulakta alışkanlık yapmaz.
Ancak kulağın içini sürekli yıkamaya çalışmak ve kulağın nemli bırakılması, koruyucu serumen örtüsünün de yıkanmasına sebep olur. Ayrıca alkali olan sabun ve şampuan köpüğü ile kulak içi yıkanmamalıdır. Kulağın asit-baz dengesinin bozulmasına neden olur. Derinin koruyucu bariyeri bozulunca dış kulak yolu iltihabı oraya çıkar.
Kulak temizleme çubukları ile sık sık kulağı karıştırmak; oradaki sinir uçlarını uyararak daha çok salgı üretilmesine ve kulaklardaki serumenin geriye doğru itilip kulak zarına yapışmasına neden olabilir. Bu durumda kulak ağrısı veya tıkanmaya neden olabilir. Ayrıca bu şekilde dış kulak yolunu kaşımak, nörodermatit denen ve sinir uçlarının uyarılmasından kaynaklanan kulak kaşıntısına neden olabilir. Kaşımak kaşıntıyı tetikler, buda daha çok kaşımak ve dış kulak yolu derisinde yaralar oluşup enfeksiyon kapmasına neden olabilir.
KULAKTA KOKU VARSA DOKTORA!
Dış kulakta iltihap olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Ne zaman doktora gitmemiz gerekiyor?
Kulak deliğinin hemen önünde bulunan çıkıntı şeklindeki kıkırdak (tragus), dokunmakla hassas ve ağrılı ise dış kulakta enfeksiyon var demektir. Ayrıca kötü kokulu akıntılar varsa hemen hekime başvurmaları gerek.
Yaz aylarında kulakla ilgili sorunlar neden artıyor?
Yaz aylarında havuz veya denize girilmesiyle dış kulak yoluna dolan sular bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle yeterince temiz olmayan sularda yüzmek, dış kulak yolu iltihabı ortaya çıkabiliyor. Dış kulak yolu iltihabı, daha çok yüzme sonrası görüldüğünden 'yüzücu kulağı' diye adlandırılır. Dış kulak yolunda bulunan ancak havuzdan da bulanabilen psödomonas adlı bakteri nemli ve sıcak ortamlarda üremeyi sever. Kötü kokulu yeşil renkte kulak akıntısı, kulak kaşıntısı ve ağrıya neden olabilir. Islak ve nemli bırakılmış kulak yolunda mantar oluşabilir. Bu da kulakta kaşıntı, akıntı ve sulanma hissi, bazen ağrı ve tıkanıklığa neden olabilir.
Dalış yapmak isteyenler nelere dikkat etmeli?
Dalış yapmak isteyenler her şeyden önce mutlaka önceden bir sistematik chek-up yaptırmalı. Daha önce dalış deneyimi olanlar ise soğuk algınlığı, nezle ve sinüzit gibi durumlarda mutlaka tedavi olduktan sonra dalış yapmalarıdır.
İşitme cihazı kullananlar yazın nelere dikkat etmeli?
İşitme cihazı ve kulaklık kullananların; yazın mutlaka cihazın hijyenine dikkat etmeleri, kulak havalanmasını sağlamak için arada cihazı çıkarmaları, kulak bakımını düzenli yaptırmaları ve kulakta iltihap varsa tedavi sonuna kadar cihazı kullanmamaları gerekmektedir.
YÜZDÜKTEN SONRA KULAĞI FÖN MAKİNESİYLE KURUTUN
Banyo veya yüzme sonrası kulak bakımı nasıl yapılmalı?
• VAZELİNLİ PAMUK KULLANIN: Kulak zarında delik olan kişiler, kulağı sudan korumak ve ıslak bırakmamak için özel kulak tıkaçları kullanabilirler. Vazelinle yağlanmış kulak pamuğu kullanılabilir.
• KULAK TIKAÇLARI İŞE YARAR: Yüzücüler için tasarlanmış kulak tıkaçları piyasada mevcut. Ancak yüzme sırasında normal kişilerin bunları kullanmaları şart değil.
• SAÇ KURUTMA MAKİNESİYLE KURUTUN: En iyisi yüzme sonrası kulağın nemini temiz bir havlu ve işaret parmağı yardımı ile aldıktan sonra kulak içine saç kurutma makinesi tutarak kurutmak.
• PAMUKLU ÇUBUKLARA DİKKAT: Çok derine sokmadan ve nazikçe kulaktaki nemi almak için pamuklu çubuklar kullanılabilir. (Küçük çocuklarda çok önerilen bir yöntem değildir)
• NEMLENDİRİCİ SÜRÜN: Kulak kenarında içinde veya arkasında pullanma oluyorsa nemlendirici krem sürülebilir
Yaz aylarında havuz ve deniz döneminin başlamasıyla artış gösteren dış kulak yolu enfeksiyonları tatilin tadını kaçırabilir! Özellikle yeterince temiz olmayan havuz sularının neden olduğu dış kulak iltihabı yani ‘yüzücü kulağı’, son derece ağrılı şikayetlere neden olabiliyor.
Peki ama tatil ve eğlencenin yerini bir anda çok sancılı kulak ağrılarına devreden dış kulak yolu iltihaplarına karşı nasıl önlem alınmalı? Op. Dr. Akın Erkan, ‘yüzücü kulağı’ndan korunmanın yolları ve kulak sağlığımız için nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda bilgiler verdi:
Yaz aylarında havuza ve denize girerken en sık hangi sorunlar ortaya çıkıyor?
Kulağa su kaçması ile ortaya bazı sorunlar çıkabilir. Dış kulak yolunda bulunan ve serumen denen salgı, soyulan kulak derisi ve dökülen kulak kılları ile birlikte 'buşon' denen sert bir tıkaç oluşturur. Bu tıkaç suyu emerek sünger gibi şişer ve kişinin kulağının aniden tıkanmasına sebep olur. Böyle bir sorunu önlemek için tatile gitmeden önce bir Kulak Burun Boğaz uzmanına muayene olup, kulak bakımı yaptırılmalıdır.
KULAĞINIZI NEMLİ BIRAKMAYIN, ŞAMPUANLA YIKAMAYIN
Kulağa su kaçırmak sakıncalı mıdır? Kulakları yıkatmak veya pamuklu kulak çubuklarını kullanmanın zararı var mı?
Bu soruya cevap vermeden önce kulakla ilgili bilinmesi gereken şu noktalara dikkat edilmeli: Dış kulak yolunun ortamı hafif asidiktir. Bu asit ortam, bakteriler ve mantarlar gibi zararlı mikroplara karşı koruyucu bir bariyer oluşturuyor. Kulakta bulunan salgı bezleri tarafından üretilen serumen örtüsü de aslında kulak için yararlıdır. Bazen duymayı ve kulağın hava almasını engelleyecek şekilde fazla miktarda biriken serumen buşon hekim tarafından temizlenebilir ve hiçbir sakıncası yoktur. Sanıldığının aksine bu işlem kulakta alışkanlık yapmaz.
Ancak kulağın içini sürekli yıkamaya çalışmak ve kulağın nemli bırakılması, koruyucu serumen örtüsünün de yıkanmasına sebep olur. Ayrıca alkali olan sabun ve şampuan köpüğü ile kulak içi yıkanmamalıdır. Kulağın asit-baz dengesinin bozulmasına neden olur. Derinin koruyucu bariyeri bozulunca dış kulak yolu iltihabı oraya çıkar.
Kulak temizleme çubukları ile sık sık kulağı karıştırmak; oradaki sinir uçlarını uyararak daha çok salgı üretilmesine ve kulaklardaki serumenin geriye doğru itilip kulak zarına yapışmasına neden olabilir. Bu durumda kulak ağrısı veya tıkanmaya neden olabilir. Ayrıca bu şekilde dış kulak yolunu kaşımak, nörodermatit denen ve sinir uçlarının uyarılmasından kaynaklanan kulak kaşıntısına neden olabilir. Kaşımak kaşıntıyı tetikler, buda daha çok kaşımak ve dış kulak yolu derisinde yaralar oluşup enfeksiyon kapmasına neden olabilir.
KULAKTA KOKU VARSA DOKTORA!
Dış kulakta iltihap olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Ne zaman doktora gitmemiz gerekiyor?
Kulak deliğinin hemen önünde bulunan çıkıntı şeklindeki kıkırdak (tragus), dokunmakla hassas ve ağrılı ise dış kulakta enfeksiyon var demektir. Ayrıca kötü kokulu akıntılar varsa hemen hekime başvurmaları gerek.
Yaz aylarında kulakla ilgili sorunlar neden artıyor?
Yaz aylarında havuz veya denize girilmesiyle dış kulak yoluna dolan sular bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle yeterince temiz olmayan sularda yüzmek, dış kulak yolu iltihabı ortaya çıkabiliyor. Dış kulak yolu iltihabı, daha çok yüzme sonrası görüldüğünden 'yüzücu kulağı' diye adlandırılır. Dış kulak yolunda bulunan ancak havuzdan da bulanabilen psödomonas adlı bakteri nemli ve sıcak ortamlarda üremeyi sever. Kötü kokulu yeşil renkte kulak akıntısı, kulak kaşıntısı ve ağrıya neden olabilir. Islak ve nemli bırakılmış kulak yolunda mantar oluşabilir. Bu da kulakta kaşıntı, akıntı ve sulanma hissi, bazen ağrı ve tıkanıklığa neden olabilir.
Dalış yapmak isteyenler nelere dikkat etmeli?
Dalış yapmak isteyenler her şeyden önce mutlaka önceden bir sistematik chek-up yaptırmalı. Daha önce dalış deneyimi olanlar ise soğuk algınlığı, nezle ve sinüzit gibi durumlarda mutlaka tedavi olduktan sonra dalış yapmalarıdır.
İşitme cihazı kullananlar yazın nelere dikkat etmeli?
İşitme cihazı ve kulaklık kullananların; yazın mutlaka cihazın hijyenine dikkat etmeleri, kulak havalanmasını sağlamak için arada cihazı çıkarmaları, kulak bakımını düzenli yaptırmaları ve kulakta iltihap varsa tedavi sonuna kadar cihazı kullanmamaları gerekmektedir.
YÜZDÜKTEN SONRA KULAĞI FÖN MAKİNESİYLE KURUTUN
Banyo veya yüzme sonrası kulak bakımı nasıl yapılmalı?
• VAZELİNLİ PAMUK KULLANIN: Kulak zarında delik olan kişiler, kulağı sudan korumak ve ıslak bırakmamak için özel kulak tıkaçları kullanabilirler. Vazelinle yağlanmış kulak pamuğu kullanılabilir.
• KULAK TIKAÇLARI İŞE YARAR: Yüzücüler için tasarlanmış kulak tıkaçları piyasada mevcut. Ancak yüzme sırasında normal kişilerin bunları kullanmaları şart değil.
• SAÇ KURUTMA MAKİNESİYLE KURUTUN: En iyisi yüzme sonrası kulağın nemini temiz bir havlu ve işaret parmağı yardımı ile aldıktan sonra kulak içine saç kurutma makinesi tutarak kurutmak.
• PAMUKLU ÇUBUKLARA DİKKAT: Çok derine sokmadan ve nazikçe kulaktaki nemi almak için pamuklu çubuklar kullanılabilir. (Küçük çocuklarda çok önerilen bir yöntem değildir)
• NEMLENDİRİCİ SÜRÜN: Kulak kenarında içinde veya arkasında pullanma oluyorsa nemlendirici krem sürülebilir
SicaĞa karŞi bol bol su iÇİn salata yİyİn
SICAĞA KARŞI BOL BOL SU IÇİN SALATA YİYİN
Hava sıcaklığı mevsim normallerini buldu. Uzmanlar, giderek artan sıcaklıklara karşı herkesi uyardı: 'Vücudunuzu susuz bırakmayın!'
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, artan sıcaklarla beraber yaz aylarına özgü hastalıklardan olan "dehidratasyon' (vücudun susuz kalmasına) karşı dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Vücudun susuz kalmasının başlıca iki nedeni olduğunu söyleyen Prof. Dr. Küçükusta, "İlk neden kusma ve ishaller, fazla idrara çıkma, aşırı terleme ve yüksek ateş gibi sebeplerle vücuttan fazla sıvı kaybedilmesi; diğer neden ise bulantı ve iştahsızlık gibi nedenlerle yeteri kadar sıvı alınamamasıdır" dedi.
Prof. Dr. Küçükusta, vücuttaki sıvı kaybını azaltmak için ise şu önerilerde bulundu: Çok gerekli değilse sokağa çıkmayın. Açık renk, bol, pamuklu kıyafetler giyin. Güneş altında efordan kaçının. Bol su, ayran, soda veya sporcu içecekleri için, meyve, sebze ve salata yiyin."
Hava sıcaklığı mevsim normallerini buldu. Uzmanlar, giderek artan sıcaklıklara karşı herkesi uyardı: 'Vücudunuzu susuz bırakmayın!'
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, artan sıcaklarla beraber yaz aylarına özgü hastalıklardan olan "dehidratasyon' (vücudun susuz kalmasına) karşı dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Vücudun susuz kalmasının başlıca iki nedeni olduğunu söyleyen Prof. Dr. Küçükusta, "İlk neden kusma ve ishaller, fazla idrara çıkma, aşırı terleme ve yüksek ateş gibi sebeplerle vücuttan fazla sıvı kaybedilmesi; diğer neden ise bulantı ve iştahsızlık gibi nedenlerle yeteri kadar sıvı alınamamasıdır" dedi.
Prof. Dr. Küçükusta, vücuttaki sıvı kaybını azaltmak için ise şu önerilerde bulundu: Çok gerekli değilse sokağa çıkmayın. Açık renk, bol, pamuklu kıyafetler giyin. Güneş altında efordan kaçının. Bol su, ayran, soda veya sporcu içecekleri için, meyve, sebze ve salata yiyin."
Kaydol:
Yorumlar (Atom)